Tales of Talemon My tales, these are.

5May/11Off

Portakal

Amerikan sineması çok gürültülü. Çoğu zaman kan basıncımızı yükseltmek için özellikle yaptıkları bir şey bu. Şehir hayatının bir yansıması sanırım, amerikan insanı sessizliğe pek alışık değil.

Geniş açık alanların çokluğu ve kilometrekareye düşen insan sayısının azlığından olsa gerek, kuzey avrupa ve uzak doğu sineması bu kadar gürültülü olmuyor. Hatta sessizliği bir enstrüman olarak kullanıyorlar bazen. Bir de güzel görüntü yönetimiyle birleşince, sessizlikle yoğunlaşan fotoğraf gibi kareler müthiş hisler uyandırıyor bende.

In the Mood for Love (2000)

 

Aynı hissi bazen gündelik yaşamda da tecrübe ediyorum.

Görüntüde bir çift zarif el, ve kadraja girmekte tereddütlü bir diğeri. Telaşlı parmaklar, heyecanla karışık tesadüfle, bir mikro-anlığına temas eden iki ten ve zamanın durması.

Tagged as: No Comments
18Mar/11Off

Meh

Üniversiteye başlamadan önceki 2-3 yıllık dönemde çoğunlukla sokak eksenli bir dönemim oldu. Dershaneye giderdim ve dershaneye gittiğim günün boş kısımlarında Bakırköy'ün tozlu kaldırımlarında ya da sahile bakan, 'balkon' diye hitap ettiğimiz yerde takılırdık. Döneme göre beraberimdeki insanlar değişse de ben bu alışkanlıktan uzun süre vazgeçmedim. Neden bilmiyorum, o kaldırımlarda hayal gücümü tetikleyen, beni özgür hissettiren bir yan vardı. Zaten babama çokça karşı çıktığım, sürekli kavga ettiğimiz dönemlerdi; hayatımın iplerini elime almaya çalışıyordum. Ayrıca yeni yeni insanlarla tanışıyordum, sevgili edinmeye başlamıştım. Hayal kurardık, umutlarımız vardı.

Ek: Yazıyı defterimden geçirirken tekrardan düşündüm de, o zamanki hayal ve umutların arkasında sınırlarını bilmemezlik varmış biraz. Şimdi ne yapıp ne yapamayacağımı bildiğimden, sınırlarımı yokladığımdan yapamıyorum. Maksadı soldukça eylemden imtina ediyor insan.

Zamanla hayat soldu, zorunlu sorumluluklar çığ gibi büyüdü ve fırtınada kuru yapraklar gibi sağa sola savrulduk.

Şimdi, neden mücadele ettiğimi anlamıyorum. Mutsuzum. Dün de mutsuzdum. Yüksek ihtimal yarın da mutsuz olacağım. Gösterdiğim çaba, yarın da aynı çabayı gösterebilmem için benden beklenmiş. Peki bu durumda yaşamak için yaşadığımı söylemekte, burnunun önünde havuç sallanan bir eşek gibi hissetmekte haksız mıyım?

Okuduğum distopik ya da benzeri kitaplar, yaşadığımın da bir distopya olduğunu söylüyor. Ve ben, aksine inanmakta güçlük çekiyorum.

Tagged as: , No Comments
27Aug/10Off

Bir diğer gün

Her şeyden uzakta, tek başına olmanın en kötü yanı, müziksiz kalmak sanırım. Sessizlik güzel pek çok zaman, ama sadece müzikle gelen bir tat, bir ruh hali var ve hiç bir şey yerini doldurmuyor. Neyse ki hayal gücüm olmadık zamanlarda yardımıma koşuyor; denizden bir esinti, bir kuşun sesi, melodileri getiriyor bir anda.

Bir tahtayı diğerine sürterken çıkan tıngırtıyla aniden bir güney amerika ezgisi sarıyor ruhumu. Önce, öylece donup kalıyorum. Sonra tatlı bir kadın sesi beni dansa davet ediyor ve ayaklarım itaat ediyor. Dans etmeye başlıyoruz sessizce. Ritimle birlikte bazen parmak uçlarımızda uzanıyoruz iki yana, bazen yanaklarımız kavuşuyor. Saçları... yosun gibi kokuyor, tatlı tatlı.

Şarkı biterken devinim azalıyor; neden sonra, duruyoruz. Öyle uyumluyuz ki duruşumuz bile ahenkli. Ve o heyecanla, tanımak istiyorum partnerimi, sevmek istiyorum. Ama kafamı kaldırıp baktığımda bir yüz göremiyorum karşımda. Avuçlarımdaki serinlik ellerimin de boş olduğunu anlatıyor fısıltıyla. Yüzümde güneş, işime dönüyorum.

Gün batana dek, düşünüyorum: Birini tanımadan, gözlerinin içine bakmadan, sıcaklığını duymadan da sevebilir miyim acaba?

Tagged as: , 1 Comment
25Aug/10Off

Günlük

Huzursuzum.

Aslında kendimi evimde hissedecek kadar vakit geçirdim adada. Uzun süredir böyle hissetmemiştim.

Uzakta öten vahşi bir kuşun sesi değil beni huzursuz eden. Ya da rüzgarla düşen bir dalın çıtırtısı değil. Daha soyut bir şeyler var.

Ama mesela, çaresiz yalnızlığım da değil bugünkü. Sonsuz derinliğiyle yıldızlar bile ferahlatmıyor ruhumu. Uzun ağaç yapraklarından yaptığım hamağımda bir yandan öbürüne sallanırken, huzursuzum.

Özlem değil hissettiğim ama bir noksanlık var sanki.

-

Yaprakların hışırtısı arasında, anılar damlıyor yüzüme. Gözlerimin önüne yıllar önce yitip gitmiş bir sevgilinin yüzü geliyor. Artık tozlu fotoğrafları bile kalmadı, ne yazık.

Ayrılıktan çok sonra, bir sonbahar akşamı, alkol yerini bulmuşken, sıra dışı bir veda anında "Seni hiç bırakmayacağım" demişti. Sorun şu ki, sevgiyle kabarması gereken yüreğim kederle solmuştu o anda. Çok mu geç kalmıştık? Çok mu dağlanmıştı yüreğim?

Çok mu zordu sevgiyi kucaklamak?

-

Huzur dedim de, nefes alırken şu diyarlarda, kim kaybetmiş de biz bulalım huzuru?

Tagged as: No Comments
11Jun/10Off

Ne düşünüyorum

Ne düşünüyorum biliyor musun? Bundan uzun zaman önce hayatımda bir kadın vardı, ve ben o kadını hayatımdan çıkardım. Uçaktan atlar gibi oldu her şey, arkama dönüp bakmadım bile. Hatta sonrasında göz göze bile gelmedik neredeyse. O zamandan bu yana pek çok detayın farkına vardım da, ancak dikkatimi çeken bir konu var. Ben o uçaktan atlarken 'kendimi' geride bırakmışım. Bir başkasına dönüşmüşüm kötü hislerimi atlatabilmek için. Şimdi karşılaşsak, gözlerinin ardına baksam, sadece eski kendimi görürüm, iki kişi oluveririm. Onunla değil de kendimle yüzleşmem gerekir.

Artık neden her seferinde yalnızlığımı aradığımı anladım. Çünkü ben, her kadında yeni birine dönüşüyorum ve bu dönüşüm süresince kendimden ne kadar uzaklaşırsam, o kadar soluklaşıyorum. Yıllar geçtikçe dönüşümü engellemeyi değil, acısız atlatmayı öğrendim sadece.

Peki yeni soru şu: Ben kimim? Hangisiyim? Hepsi birer 'bir' mi, yoksa 'bir' olmak için her durağa dönüp kendimi toplamam mı gerekiyor?

Can Mert

Tagged as: No Comments
9Jun/10Off

Günlükler 1 – Ses Kaydı

Bu ada hikayesini bir podcast haline mi getirsem diye düşünüyorum. Bugün nacizane kendi sesimle bir kayıt yaptım, sonra sevgili Kabraxis saolsun üzerinde şahane bir çalışma yaparak olaya yeni bir boyut getirdi, ortaya da alttaki dalgadan dinleyebileceğiniz ilginçlik çıktı. Nasıl fikir, gideri var mı?

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

4Jun/10Off

Günlükler – 2

Haziran 2010, Günlüğe başladığımdan beri 1 gün

Yaşıyorum. Artık zamanı günlüğü bulduğum günden itibaren hesaplamaya karar verdim. Yaşam koşullarım yeterli düzeyde; mühendis kafası hayatta kalabilmek adına faydalı bir halmiş. Ama bir enfeksiyondan ya da geçenlerde başıma gelenden(ya da gelmeyenden) beni mühendis kafası da kurtaramaz. Çok dikkatli olmalıyım.

Sığınaklı gördüğüm birkaç ağacın arasına kısa palmiyelerden kopardığım yapraklardan bir yatak yapmıştım. Ne tehlikeli olacak kadar ormanın içindeydi, ne de gece mehtaba karşı yürüyüşe çıkan romantik yengeçlerin yoluna çıkacak kadar kıyıya yakın. Büyük oranda bir ev insanı olarak son derece huzursuz bir şekilde uykuya dalmıştım ki, gün doğumuna yakın, büyük bir gürültüyle uyandım. Yüzüme sıçrayan kumların da etkisiyle kendimi Dune'un devasa kum kurtlarından biri tarafından yutuluyor zannederek gözlerimi açtım ve hızla ayağa fırladım. Olanları anladığımda uyumak için ne kadar aptalca bir yer seçtiğimin farkına vardım. Bir grup hindistan cevizi ağacının altına yatmıştım! Ve rüzgarın esmesiyle, kafamın yalnızca birkaç santim ötesine bir hindistan cevizi düşmüştü! Eğer kafama düşmüş olsaydı kesinlikle bu kelimeleri yazıyor olamazdım.

Cesaretimi toplayıp adanın içlerinde yaptığım bir gezi esnasında kerpiçten yapılma bir evin kalıntılarına rastladım. Yapılışından bu yana uzun zaman geçmişe benziyor, zira sağlam kalan en yüksek duvarı belime geliyor ve her tarafını ot bürümüş. Konumu ve bende yarattığı medeniyet hissi sebebiyle yeni evimi buraya kurmaya karar verdim.  Bu noktada adanın şeklinden biraz daha bahsetmem uygun olur; ada belli ki volkanik bir patlamayla oluşmuş. Bunu çeşitli kaya yapılarından, mineralli toprağından ve adanın merkezini oluşturan yükseltiden çıkardım. Bulduğum kalıntı da sahilden belki yarım kilometre kadar içeride, 10 metre kadar yükselen bir tepecik üstünde bulunuyor. Etrafına hakim ve çeşitli canlılardan bir nebze uzak oluşuyla yaşamak için oldukça uygun bir yer.

Ruh halim beklentimin aksine oldukça yerinde. İnsanları pek de sevmediğimin farkına vardım. Yalnızca, biraz müzik olmasını dilerdim.

Bugünlük bu kadar.

Tagged as: No Comments