Ne düşünüyorum
Ne düşünüyorum biliyor musun? Bundan uzun zaman önce hayatımda bir kadın vardı, ve ben o kadını hayatımdan çıkardım. Uçaktan atlar gibi oldu her şey, arkama dönüp bakmadım bile. Hatta sonrasında göz göze bile gelmedik neredeyse. O zamandan bu yana pek çok detayın farkına vardım da, ancak dikkatimi çeken bir konu var. Ben o uçaktan atlarken 'kendimi' geride bırakmışım. Bir başkasına dönüşmüşüm kötü hislerimi atlatabilmek için. Şimdi karşılaşsak, gözlerinin ardına baksam, sadece eski kendimi görürüm, iki kişi oluveririm. Onunla değil de kendimle yüzleşmem gerekir.
Artık neden her seferinde yalnızlığımı aradığımı anladım. Çünkü ben, her kadında yeni birine dönüşüyorum ve bu dönüşüm süresince kendimden ne kadar uzaklaşırsam, o kadar soluklaşıyorum. Yıllar geçtikçe dönüşümü engellemeyi değil, acısız atlatmayı öğrendim sadece.
Peki yeni soru şu: Ben kimim? Hangisiyim? Hepsi birer 'bir' mi, yoksa 'bir' olmak için her durağa dönüp kendimi toplamam mı gerekiyor?
Can Mert
Günlükler 1 – Ses Kaydı
Bu ada hikayesini bir podcast haline mi getirsem diye düşünüyorum. Bugün nacizane kendi sesimle bir kayıt yaptım, sonra sevgili Kabraxis saolsun üzerinde şahane bir çalışma yaparak olaya yeni bir boyut getirdi, ortaya da alttaki dalgadan dinleyebileceğiniz ilginçlik çıktı. Nasıl fikir, gideri var mı?
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Günlükler – 2
Haziran 2010, Günlüğe başladığımdan beri 1 gün
Yaşıyorum. Artık zamanı günlüğü bulduğum günden itibaren hesaplamaya karar verdim. Yaşam koşullarım yeterli düzeyde; mühendis kafası hayatta kalabilmek adına faydalı bir halmiş. Ama bir enfeksiyondan ya da geçenlerde başıma gelenden(ya da gelmeyenden) beni mühendis kafası da kurtaramaz. Çok dikkatli olmalıyım.
Sığınaklı gördüğüm birkaç ağacın arasına kısa palmiyelerden kopardığım yapraklardan bir yatak yapmıştım. Ne tehlikeli olacak kadar ormanın içindeydi, ne de gece mehtaba karşı yürüyüşe çıkan romantik yengeçlerin yoluna çıkacak kadar kıyıya yakın. Büyük oranda bir ev insanı olarak son derece huzursuz bir şekilde uykuya dalmıştım ki, gün doğumuna yakın, büyük bir gürültüyle uyandım. Yüzüme sıçrayan kumların da etkisiyle kendimi Dune'un devasa kum kurtlarından biri tarafından yutuluyor zannederek gözlerimi açtım ve hızla ayağa fırladım. Olanları anladığımda uyumak için ne kadar aptalca bir yer seçtiğimin farkına vardım. Bir grup hindistan cevizi ağacının altına yatmıştım! Ve rüzgarın esmesiyle, kafamın yalnızca birkaç santim ötesine bir hindistan cevizi düşmüştü! Eğer kafama düşmüş olsaydı kesinlikle bu kelimeleri yazıyor olamazdım.
Cesaretimi toplayıp adanın içlerinde yaptığım bir gezi esnasında kerpiçten yapılma bir evin kalıntılarına rastladım. Yapılışından bu yana uzun zaman geçmişe benziyor, zira sağlam kalan en yüksek duvarı belime geliyor ve her tarafını ot bürümüş. Konumu ve bende yarattığı medeniyet hissi sebebiyle yeni evimi buraya kurmaya karar verdim. Bu noktada adanın şeklinden biraz daha bahsetmem uygun olur; ada belli ki volkanik bir patlamayla oluşmuş. Bunu çeşitli kaya yapılarından, mineralli toprağından ve adanın merkezini oluşturan yükseltiden çıkardım. Bulduğum kalıntı da sahilden belki yarım kilometre kadar içeride, 10 metre kadar yükselen bir tepecik üstünde bulunuyor. Etrafına hakim ve çeşitli canlılardan bir nebze uzak oluşuyla yaşamak için oldukça uygun bir yer.
Ruh halim beklentimin aksine oldukça yerinde. İnsanları pek de sevmediğimin farkına vardım. Yalnızca, biraz müzik olmasını dilerdim.
Bugünlük bu kadar.