Günlük
Huzursuzum.
Aslında kendimi evimde hissedecek kadar vakit geçirdim adada. Uzun süredir böyle hissetmemiştim.
Uzakta öten vahşi bir kuşun sesi değil beni huzursuz eden. Ya da rüzgarla düşen bir dalın çıtırtısı değil. Daha soyut bir şeyler var.
Ama mesela, çaresiz yalnızlığım da değil bugünkü. Sonsuz derinliğiyle yıldızlar bile ferahlatmıyor ruhumu. Uzun ağaç yapraklarından yaptığım hamağımda bir yandan öbürüne sallanırken, huzursuzum.
Özlem değil hissettiğim ama bir noksanlık var sanki.
-
Yaprakların hışırtısı arasında, anılar damlıyor yüzüme. Gözlerimin önüne yıllar önce yitip gitmiş bir sevgilinin yüzü geliyor. Artık tozlu fotoğrafları bile kalmadı, ne yazık.
Ayrılıktan çok sonra, bir sonbahar akşamı, alkol yerini bulmuşken, sıra dışı bir veda anında "Seni hiç bırakmayacağım" demişti. Sorun şu ki, sevgiyle kabarması gereken yüreğim kederle solmuştu o anda. Çok mu geç kalmıştık? Çok mu dağlanmıştı yüreğim?
Çok mu zordu sevgiyi kucaklamak?
-
Huzur dedim de, nefes alırken şu diyarlarda, kim kaybetmiş de biz bulalım huzuru?